Coğrafyanın Ruhuna Dokunabilmiş Bir Coğrafyacı Prof. Dr. Metin Tuncel

 

Coğrafyanın Ruhuna Dokunabilmiş Bir Coğrafyacı 

Prof. Dr. Metin Tuncel 

                                               Ayşegül BEKTAŞ

Geçtiğimiz Mart ayında Sakarya üniversitesi Coğrafya bölümü 3. Sınıf öğrencileri olarak Arazi uygulamaları dersi için İstanbul’a yolumuz düştü. Hem kısa bir gezinti hem de ders niteliğinde arazi çalışması yapacaktık. İlk durağımız emekli coğrafya Profesörü Metin Tuncel oldu. Bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı. Kısa bir sohbetin ardından şuan görev yaptığı üniversite kampüsünden Büyük Çamlıca tepesine doğru yol aldık. Kendisinin de söylediği gibi dersimiz aslında otobüste Çamlıca’ya doğru çıkarken başlamıştı. Yol boyunca Kısıklı semtinin adının nereden geldiğinden bahsederek zamanımızı değerlendirdi. 

“Sakarya üniversitesi Coğrafya bölümü 3.sınıf öğrencileri ve Yrd. Doç. Dr. Muhammet Kaçmaz ile Yrd. Doç. Dr. Mehmet Fatih Döker”



Çamlıca tepesinin manzarasını bilmeyen yoktur sanırım. Tüm istanbul ayaklarınızın altındadır. Ancak bir fotoğraf meraklısı olarak hiç fotoğraf çekmemiş olmama baya şaşırdım ki bu durum Metin hocanın bilgi havuzundan çıkamamış olmamdan kaynaklanıyordu. Öyle güzel ve akıcı anlatıyordu ki yaklaşık bir saat boyunca o geniş coğrafya bilgisini bize aktarırken kendisini pür dikkat dinledim.  

Oda dikkatimin ve merakımın farkına varmış olmalı ki daha sonra ki görüşmemizde bunu dile getirdi. Kendisini çok dikkatli dinlediğimi ve bundan mutlu olduğunu söyleyerek gururlanmama sebep oldu.  

Çamlıca tepesinde Metin hoca ile sohbet ederken”

Coğrafyayı çok sevmem Metin hocamızın mükemmel anlatımıyla karşılaşınca ilgili davranmamak elde değildi. Kendisi  Bölgesel coğrafya ile ilgileniyor olmasına rağmen fiziki coğrafya konusunda sahip olduğu bilgi takdire şayan doğrusu. Bunu arazi dersimize katıldığında anladım. İstanbul’un ve Çamlıca tepesinin tarihinden fiziki yapısına kadar birçok konuya değindiğinde hem şaşırdım hem  de mutlu oldum. Eğer iyi bir Coğrafyacı olacaksam işte böyle tüm konulara hakim, bilgi birikimim güçlü olmalı dedim kendi kendime.  

Daha sonra ki sohbetimizde kendisine İstanbul’da ziyarete gelmek istediğimizi belirttiğimizde memnuniyetle  telefon numarasını verdi. Bir süre sonra görüşmek için aradığımda şehir dışında olmasından dolayı görüşmemiz ileriki bir tarihe ertelendi. Bu süre zarfı içerisinde telefonda görüşmelerimiz oldu tabi. 

Görüşmemizden önce biraz araştırma yapmıştım. Bulabildiğim makalelerini inceledim. Çok değerli bir eğitmen olduğunu öğrencisi Prof. Dr. Suna Doğaner’in kaleminden okumakta nasip oldu böylece. Kendisi hakkında daha birçok güzel yorum okudum. Edebiyat Profesörü Meserret – Haydar çiftinin de söylediği gibi Metin hoca “ Arzın kabuğuna zevkle bakmayı öğretiyor” insana. Öyle güzel ve akıcı tasvirlerde bulunarak yazmıştı yazılarını. 

Arazi dersinde Metin hoca ile birlikte”

Çok alçakgönüllü ve öğrencilerine bir şeyler öğretmeye o kadar istekli ki öğrencileriyle ilgilenmekten hiç gocunmuyor. İlk görüşmemizde de bu durum hiç değişmedi. Ben kendisinden en ufak bir bilgi öğrenebilmek için can atarken o da aynı hevesle bana bir şeyler öğretmek için elinden geleni yaptı.  

Üsküdar – Bağlarbaşı’nda ilk görüşmemiz gerçekleştiğinde birçok konudan konuştuk. Bilmediğim şeylerden bahsetti. Coğrafyanın temelinden başladık çalışmaya.  Onun yanında henüz boş bir defter gibiydim. O anlattı ben de  yazdım elimden geldiğince. Ondan öğreneceğim en ufak bilgi bile çok değerliydi benim için… 

Hocamız ile ilk görüşmemiz”

Coğrafyaya olan sevgisi çocukluğundan gelmekte. 65 yıl hiç sıkılmadan hayatının her anına Coğrafyayı koyabilmiş. Adeta  Coğrafya ile yaşayan biri olabilmek içinde bu bilime gerçekten yürek vermek, bu bilimi çok sevmekten gelse gerek. Metin hoca bunu çok güzel başarmış. Hala aşkla anlatıyor yerküreyi.  

kendisi Bölgesel Coğrafya ile ilgilenmesine karşın fiziki coğrafya konularında da birçok çalışması bulunuyor. Bunlardan en çok dikkatimi çekeni ise Otlukbeli Gölünün keşfiydi. Maden sularının oluşturduğu Traverten set gölü olan bu göl coğrafya camiasına kazandırılmış nadide bir parçadır ve dünyada bilinen bir ilktir.  

1941 yılında düzenlenen Birinci coğrafya kongresinde Türkiye 7 bölgeye ayrılırken 21 bölüme de ayrılmıştı. Oysa ki malzeme eksikliği nedeniyle çok gerekli bir ayrıntı olmasına rağmen Yöre ayrımı yapılmamıştı. Yıllar sonra bu eksikliği Prof. Dr. Metin Tuncel gidererek yöre ayrımıyla ilgili çalışmalar yapmıştır. Bu konuda yazdığı Adapazarı yöresinin coğrafyası adlı makalesi de mevcuttur. 

Sadece ulusal değil uluslarası çalışmalarda bulunmuş ve ülkemizi temsil etmiştir. Günümüzde hala Coğrafyaya gönülden bağlı olsa da İstanbul üniversitesinden emekli olmuştur. Buna rağmen çalışmalarına devam etmekte konferanslar vermektedir.   

Öğrenciliğinin ilk yıllarında Arazi dersi çalışması için geldiği Çamlıca tepesine 65 yıl sonra yine aynı heyecan ve sevgiyle bizim arazi dersimize katıldığını belirttiğinde çok duygulanmıştım. Çoğu bölümlerden farklı olarak Coğrafyanın ruhu ve karakteri olan bir bölüm olduğunu düşünüyorum. 

Metin hocanın o gün ders anlatırken o ruhu keşfettiğini ve yaşattığını gördüm. Hem de hiç sıkılmadan 65 yıldır. Temennim yıllar içinde onun gibi köklü bir sevgi ile Coğrafyaya bağlanabilmek ve onu yaşatmaktır. 

Bu yazıyı yazma sebebim onun önerisi üzerine olsa da görüşmeye giderken tasarladığım birşeydi aslında. Öğrencisi Prof. Dr. Suna Doğaner’in kendisi hakkında yazdıklarından bahsettiğimde ise şu sözleri söyledi “ Bende eğitmenim Prof. Dr. Besim Darkot hakkında bir yazı yayımlamıştım. Ancak ben o vefat ettikten sonra yazmıştım. Suna ise ben hayattayken yazdı…”  

Bende örnek aldığım  ve daima hayatımda bir izi olacak olan Metin Hocam için bu yazıyı yazmak istedim. Okuması ve hatırlaması adına… 

  

 

 

 

Usta tabloları kıskandıran bulutlar ” ASPERATUS BULUTU” 

Aspetus mu? O da ne Yunan tanrısı mı dediğinizi duyar gibiyim. Ancak bu güzel isim bir buluta ait. Genel olarak nadir görülen bir bulut türü.

Peki bulut dediğimiz şey nedir?

Bulut; Atmosferin alt katmanlarında milyarlarca  su ve buz kristallerinden meydana gelen bir oluşumdur. Genellikle güneş ışığını iyi yansıtmalarından dolayı mavi renkte olurlar. Bazı durumlarda çok kalın olmalarından dolayıda siyah,gri renkte olabilirler. Her bulut potansiyel bir yağmurdur aslında.

Su damlaları ve buz kristalleri yüksekliğin artmasından dolayı soğuyan hava ile yoğunlaşır. Yoğunlaşma çekirdekleri adını verdiğimiz toz,kir,kum taneleri, deniz tuzlarıda bulutların bünyesinde ki su taneciklerine karışırak ağırlık yaparlar. Tüm şartlar olgunlaşır ve bulutlar bir araya gelerek yağış oluştururlar.

Ancak tek bir bulut yoktur. Kalınlığına, şekline, yüzeye olan yakınlığına göre bulut çeşitleri vardır. Aile gruplarına göre 5 bulut vardir.  sirrus, kümülüs, stratüs, nimbus gibi.  Yüzeyenolan mesafelerine göre de 10 çeşit bulut vardır;

Stratüs, yüzeye en yakın bulut türüdür. Gri ve hafif bir görüntüsü vardır. Bu güzel grilikleri dağ eteklerinde ve deniz kıyılarında görmek mümkün.

Kümülüs, atmosferin alt kısımlarında bulunan bir diğer bulutumuz ise kümülüstür. Bu havalı ismine nazaran üst kısımları komik bir şekilde karnıbahara benzetilir. Buna kızdığından olsa gerek yağış getiren bir bulutdur.

Stratokümbüs,

Kümülonimbüs,

Altostratüs:

Nimbostratüs:

Altokümülüs,

Sirrostratüs, bazen güneş veya ay etrafında haleler görüp mucizevi bir şeymiş gibi hayallere daldığınız oluyor ise üzgünüm o bir sirrostratüs bulutu.

Sirrokümülüs, yüksek bulut sınıfına giren bu bulutlar parklara koşup kitap okuma havasına girmenin habercisidir.

Sirrus, bulutların en incesi hanım efendisi sirruslardır. Açık havada görünürler ve atmosferin en yüksek katmanlarındadirlar.

Bunların dışında gece bulutu, delikli bulut, rulo bulut, meme bulut gibi isimler verdiğimiz bulut oluşumları var. Bazen ufo zannettiğimiz bazen kalp, balık, at gibi şekiller verdiğimiz ve bazende korkunç görüntüsünden kıyamet alameti dediğimiz o şeyler aslında birer su damlacığı.

Bunlardan en muazzamı ve şüphesiz korkutucusu Asperatus bulutları. 2009 yılında keşfedilen bu bulutlar insanların önce korkmasına neden olmuş zamanla ise merak konusu olmuştur. Resmi olarak bulut kabul edilmesi yakın zamanlardadır.

2017-04-07-01-41-30--1621529345

Çok nadir görünen bu bulutlar ne yazık ki iç denizlerde ve karalarda göstermiyor gül cemalini. İngiltere ve Yeni Zellanda gibi ülkelerde görünüyor. Eğer sizde benim gibi merak ediyorsanız boşuna gözünüz gökyüzünde gezmeyin derim.

 Türkçe de çalkalanmış, köpürmüş bulut gibi isimler ile anılıyor. Bir çok insana kıyameti anımsatsa da bence çok iyi çırpılmış, kıvamında bir kek hamuruna benziyor.

Nasıl oluştukları konusunda yeterli bir bilgi yok. Ancak bu devasa, bazılarına göre korkunç görünen bulutlar düşünülenin aksine yağış veya fırtına oluşturmuyor. Asi bir çocuk gibi göz dağı verdikten sonra hızla mabedine çekiliveriyor

Usta ellerden çıkmış tüm tabloları kısksndıracak bu görüntülere hayran kalmamak mümkün değil, öyle ki Yaradan dan daha büyük bir sanatçı var mı der gibiler…


Ben dahil tüm coğrafyacıların ve doğa ile barışık onu seven herkesin birgün Asperatus bulutlarını görmesi dileğiyle…

Bir video ile de bulutlarımıza bir göz gezdirelim…

https://youtu.be/4lreoreFKDA    

                                                                  Ayşegül BEKTAŞ

COĞRAFYACININ DEĞERİ

Cografya insanın çevresini, yaşadığı dünyayı anlama,sevebilme sanatıdır. İnsan ruhunun derinliklerinde kendinden birşeyler bulur doğada. Yaratılışının özünde yer alan birşeyler. En nihayetinde herkes topraktan gelmemişmidir? Coğrafya insana kendi dogası ile barışmayı öğretir. 
Coğrafya okuyan biz öğrencilerin “cografi bakış” açısına en iyi şekilde sahip olması gerekir. İyi bir Coğrafyacı mesleğinin hakkını vermek adına sadece duyu organları ile değil aynı zamanda yüreği ile bakması gerekir. Öyle ki kişi önce kendi ruhuna bir yolculuk yapabilmeli ve böylece kendi ruhunda gizli olan doğayı görebilmeli. Bunu başarmak salt ders notlarının çok yüksek olmasından geçmez.  Kişi kendi yüreğini doğaya bir ayna olarak tutmalıdır. Elbette çok okumak, çok düşünmek, birçok fikre açık olmak ile bu mümkün olabilir. 

Sadece dersler bize Coğrafyacı olmayı öğretmez. Gönül işidir bu…
Ancak ne kadar gönlümüz ayna, rehberimiz doğa olsa da Coğrafya yeteri kadar değer görememektedir. Toplumumuzda Coğrafya Bölümü okuyan bir öğrenci sadece formasyon alarak öğretmen olabilir anlayışı hakim. Elbette sadece Coğrafya için geçerli değil bu durum. Polis, Avukat, Doktor değilsen muhtemelen açsın ! Konservatuar okuyan bir öğrenci ne kadar aç ise toplumumuzda Coğrafya mezunu bir öğrenci de işsiz bazılarının gözünde. 

Eeeee okudunda ne oldu? Gibi cümleler etrafımızda dağ olmuş gidiyor. Oysa ki Coğrafyacının işi dağları anlamak onları arşınlamak değil midir? Öyledir tabi ama destek nerede? 

Yakın zamanda belediye stajı için birçok kurum ile görüşmeye gittim. Hepsinden olumsuz cevaplar alarak elim boş bir şekilde ayrıldım. Elimde tutduğum tek birşey vardı; umut. Üniversiteyi kazandığım günden bu yana hiç kaybetmediğim, tüm olumsuz yorumlara rağmen okuduğum bölüme ve kendime inanmama yardımcı olan o Umut…

Kurumların çoğun bünyelerinde Coğrafya üzerine bir alanları olmadığını söylediler. Bazıları ise kontejanların dolu olduğunu söylüyordu. Haklı veya haksız hepsinin bir bahanesi vardı. 

Bir coğrafyacı devlet ve özel kurumların hepsinde yer almalı ve çalışmalıdır. Üzülerek söylüyorum ki Coğrafyacının hiçbir kıymeti yok. Bizim yapmamız gereken birçok işi başka başka insanlar yapiyor. Coğrafi bakış açısindan yoksun, işin sadece matematik kısmıyla ilgilenen ve doğaya doğa gibi degil de insanlara sunulmuş bir akşam yemeği gibi bakanlar Coğrafyacıların yerini alıyor. Oysa ki dünyanın söz sahibi Avrupa toplumları Coğrafyaya ve Coğrafyacıya değer veriyor. Coğrafyacının potansiyelinden faydalanıyor. Avrupa toplumunun gelişmesini az da olsa buna bağlayabiliriz. 

Daha güçlü bir Türkiye için daha güçlü coğrafyacılar ve tabiki sağlam coğrafya algısı gerekiyor. Devletin bunun için  daha yapıcı olması gerekir. Coğrafya bilinci gelişmiş sağlam coğrafyacıların tüm kurumlarda yer alması için gerekenler yapılmalı diye düşünüyorum. Ülkemizin bir mühendis kadar Coğrafyacıya da ihtiyacı var. Öyle ki bir baraj yapılırken mühendis ile cografyacı bir çalışmalıdır. 

Evet devlet üzerine düşeni yaptı diyelim peki Coğrafyacı ne yaptı? Elbette ki tek taraflı bir çaba bizim için bir sonuç vermeyecektir. Coğrafya adaylarının üzerine düşen çok şey var elbette. Sadece ders kitaplarının içinde sıkışmış, başka kapılardan içeri girmemiş hatta girmek için bir çaba göstermemiş kişilerin geniş bir coğrafya algısı vardır diyemeyiz. 

Tek bir malzemeden lezzetli bir yemek çıkmayacağı gibi yeterince okumayan bir coğafyacıda yavan olur. Kişi kendini ne kadar geliştirirse o kadar rağbet görür. Bu nedenle ki birçok fikir ile harmanlanmış, bilgi havuzunda yoğrulmuş, gönlünü ayna, coğrafyasını klavuz etmiş, bakmayı değil görmeyi başarmış, anlamış anlayabilmiş, coğrafyasına bir kimlik edindirmiş Coğrafyacılar olmalı ve değerimizi bildirmeliyiz. Böylece kapılar yüzüme kapanmayacak aksine sıra sıra açılacaktır…   

      

                                                            Ayşegül BEKTAŞ 

OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN SINIRLARINI AŞMIŞ BİR COĞRAFYACI: EVLİYA ÇELEBİ

EVLİYA ÇELEBİ

 

iladi  takvime göre 25 Mart 1611 yılında İstanbul Un Kapanı civarında doğmuş ve asıl adı “Derviş Mehmed Zillî” dir. Çelebi’nin ailesi aslen Kütahyalı olup, İstanbul un fethinden sonra İstanbul yerleşmeyi uygun görmüşlerdir.  1682 yılında vefat etmiştir. Osmanlı topraklarında yaşamış bir Türk gezgindir.  İyi bir eğitim görmüş, özel dersler ve hocalar eşliğinde eğitimini tamamlamış, hafız olmuştur. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşındayken Ayasofya camisinde  mukabele okuduğu sırada camiye gelen dördüncü Murat’ın isteği üzerine saraya alınmıştır.

Evliya Çelebi’nin düşünceleri  çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı.

1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul’da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii’ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, Hz. Muhammet’i görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da oradadır. Muhammed’in yanına gidip ondan şefaat dileyecektir. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip “Şefaat ya Resulullah” diyeceğine, “Seyahat ya Resulullah” der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.

İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. 1640 başlarında babasından habersizce Bursa’ya gitmek üzere İstanbul’dan çıktı. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döndü. Oğlunun seyahat aşkını gören babası bundan sonra seyahatine müsaade etti ve kendisiyle seyahat etmesine izin verdi.

Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640′ta İzmit’e yaptı. Böylece 1630′dan 1681′e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.

Evliya Çelebi, bu gezileri sırasında çok ilginç yerler gördü. Yeni insanlarla tanıştı. Birçok olayla karşılaştı. Karşılaştığı ilginç olayları okuyucuya anlatarak kitabına renk kattı. Gezileri sırasında birçok kez ölümle burun buruna geldi. Savaşlara katılarak hem savaşları hem de o yerleri anlattı. Gezmek için gittiği son yer Mısır oldu. Evliya Çelebi’nin bugün bile önemini taşıyan Seyahatname eseri işte bu gezilerin ürünüdür.

Eğitim hayatı boyunca birçok dil öğrenmiş olan Evliya Çelebi gezdiği dönemler boyunca bu konuda hiç zorluk çekmedi. Gezdiği ve her gördüğü mekanı kitabına ince ince işledi ve hala günümüzde en önemli eserler arasında yer tutan bir başyapıt oluşturdu. Sadece bir gezgin ve coğrafyacı değil, aynı zamanda mükemmel bir yazar olduğunu yüzyıllar boyunca kanıtlamış oldu.

17. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğunun en geniş sınırlara ulaştığı 1683 Viyana bozgunu öncesi yıllarında yazılan Seyahatname çok önemli konuları içermektedir. Gittiği bütün yerlerin genel durumu, coğrafi konumu, tarihi, halkının özellikleri, dili, dini, kıyafetleri, sanatları, gündelik yaşamları, tarih, karşılaştırmalı coğrafya, sanat tarihi ve etnografya açısından eşsiz bilgiler, Dinler tarihi açısından önemli mesajlar, Osmanlı toplumundaki müslim-gayrimüslim ilişkileri, Gayrimüslim halkların gündelik hayatları, ekonomik ve kültürel durumları, nüfusları, ibadet yerleri, inanç ve itikatları, Farklı topluluklara ait öyküler, türküler, halk şiirleri, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları,  Gezilen yörelerin evlerinden, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapıların bütün özellikleri; bunların yapılış yılları, onarımları, yapan, yaptıran veya onaranlar, Bulunduğu bölgelerin mutfak kültürü ile ilgili zengin bilgiler, Gezilen bölgenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen kişilerinden, şairlerinden, oyuncularından, çeşitli kademelerdeki görevlilerine kadar ayrıntılı bilgiler yer almaktadır.

SEYAHATNAMENİN PROGRAMI:

  • 27 Nisan 1640 Bursa-İstanbul-İzmit
  • Ağustos 1640 Trabzon-Karadeniz’de fırtına
  • Ekim 1640 İstanbul
  • 1645 Hanya Seferi
  • 1646 Erzurum-Azerbaycan-Ermenistan-Gürcistan
  • 1647 Celali İsyanları
  • Temmuz 1648 İstanbul
  • Eylül 1648 Şam
  • 1649 Sivas
  • Temmuz 1650 İstanbul
  • 1651 Özi-Silistre-Sofya
  • 1653 İstanbul 1655 Van-Bağdat
  • 1656 Van Mayıs 1657 Özi
  • 1658 İstanbul
  • 1659 Batı Anadolu-Bozcaada
  • 1660 Eflak-Boğdan SeferleriSplit-Hırvatistan
  • 1661 Sofya-Macaristan
  • Şubat 1662 Arnavutluk
  • 1663 Macaristan
  • 12-22 Ekim 1663 Amsterdam
  • 1664 Raab-St.Gotthard,
  • Nisan 1665 Viyana Kış
  • 1665-1666 Viyana-Budapeşte-Oçakov
  • 1666 Krakow-Kırım-Bahçesaray-Dağıstan
  • 1667 Terek-Astrahan-Saratov-Kazan-(Ural)-Kalmukya-Azov
  • 1671 İstanbul-Kütahya-Manisa-İzmir-Saqız Adası-Rodos-Adana-Haleb-Kudüs
  • 1672 Medine-Mekke-Medine-Kahire   ¹

 

 

Seyahatname Ciltlerinin Konuları

  1. Cilt Eserin birinci cildinde 1630-40 yılları arası İstanbul’un tarihi, kuşatmaları ve fethi, İstanbul’daki kutsal makamlar, camiler, Sultan Süleyman Kanunnamesi, Anadolu ve Rumeli’nin mülki taksimatı, çeşitli kimselerin yaptırdığı cami, medrese, mescit, türbe, tekke, imaret, hastane, konak, kervansaray,  hamamlar… Fatih Sultan Mehmet zamanından itibaren yetişen vezirler, alimler, nişancılar, İstanbul esnafı ve sanatkrları yer almaktadır.
  2. Cilt İkinci ciltte Mudanya ve Bursa, Osmanlı Devletinin kuruluşu, İstanbul’un fethinden önceki Osmanlı sultanları, Bursa’nın alimleri, vezirleri ve şairleri, Sinop, Trabzon ve havalisi, Gürcistan dolayları; Kırım, Karadeniz, Bolu, Amasya, Niksar, Erzurum, Nahçivan, Tebriz, Baku, Erzurum, Bayburt, Erzincan, Merzifon, Ankara.
  3.  Cilt Üçüncü ciltte Üsküdar’dan Şam’a kadar yol boyunca bütün şehir ve kasabalar; Eskişehir, Konya, İskenderun, Tire, Akre, Kızıl Deniz, Ölü Deniz, Urfa, Kayseri, Sivas, İskilik, Rusçuk, Niğbolu, Silistre, Filibe, Edirne, Sofya ve Şumnu şehirleri hakkında geniş bilgiler.
  4. 4. Cilt Dördüncü ciltte İstanbul’dan Van’a kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabalar; Malatya, Diyarbakır, Mardin, Sincar, Bitlis, Ahlat. Evliya Çelebi’nin elçi olarak İran’a gidişi, İran ve Irak hakkında bilgiler; Tebriz, Erdebil, Kazvin, Kum, Bağdad, Necef/Kufe, Basra, Abadan, Cizre, Musul, Tikrit.
  5.  5. Cilt Beşinci ciltte Tokat sonra Rumeli, Sarıkamış’tan Avrupa’ya kadar çeşitli ülke ve eyâletler; Kırklareli/Kırkkilise, Varna, İstanbul, Silistre, Hoten, Özi, İznik, Bursa, Gelibolu, Edirne, Belgrad, Temeşvar, Libhova, Yanova, Varad, Sarayevo, Zagrep, Üsküp, Köstence, Sofya, Semendire.
  6. 6. Cilt Altıncı ciltte Macaristan ve Almanya; Temeşvar, Koloşvar, Kaşav, Sibiv, Mohaç, Peç, Budin, Uyvar, Estergon, Belgrad, Dubrovnik, Mostar, Zigetvar, Kanije.
  7. 7. Cilt Yedinci ciltte Avusturya, Kırım, Dağıstan, Çerkezistan, Kıpçak diyârı; Ejderhan havâlisi; Belgrad, Viyana, Wallaçya, Budapeşte, Oçakov, Krakow, Kırım, Bahçesaray, Dağıstan, Astrahan, Saratov, Kazan, Kalmukya, Azov
  8. 8. Cilt VIII. cilt içinde Evliya  Çelebi’nin, Azak’tan Kırım’a; Kefe, Bahçesaray, Kılburun, Akkerman, İsmail,  Girit olayları, Babadağı, Hasköy, Edirne, Dimetoka, Gümülcine, Drama, Selânik üzerinden bütün  Yunanistan ve Mora’yı dolaşarak Hanya, Kandiye, Arnavutluk; Yanya, Tepedelen,  Avlonya, Draç, İlbasan, Ohri, Resne, Manastır, İştip, Tikveş, Cisr-i Mustafa  Paşa, Edirne üzerinden İstanbul’a dönüş seyahatleri bulunmaktadır
  9. 9. Cilt IX. cildin içinde Evliya Çelebi’nin İstanbul’dan  hareketle Kütahya, Afyon, Manisa, İzmir, Sakız, Kuşadası, Aydın, Tire, Denizli,  Muğla, Bodrum, Ege adaları, Isparta, Antalya, Alanya, Karaman, Silifke, Tarsus,  Adana, Maraş, Antep, Kilis, Haleb, Lazkiye, Şam, Beyrut, Sayda, Safet, Nablus,  Kudüs, Evliya menkıbeleri ile Mekke ve Medîne hakkında geniş bilgiler bulunmaktadır
  10. 10. Cilt Onuncu ciltte ise Mısır ve çevresi yer almaktadır; Kahire, Tanta, İskenderiye, Nil, Funcistan (Mogadişu, Suakin, Hadendoa, Bahnisa, Feyyum). ²

EVLİYA ÇELEBİNİN SEYAHATNAMESİNDEN BİR KESİT;

Trabzon’un havası ve suyu güzel olup bütün halkı da zevkine ve gezmeye düşkündür. Bazıları içkiye düşkün, gamsız ve kayıtsız kimselerdir; ama zarif dost ve sadık insanlardır. Buralarda kadınlar arasında Abaza, Gürcü; Çerkeş güzelleri olup her biri birer ay parçasıdır. Bu şehrin halkı eskiden beri yedi kısımdır. Bir kısmı idareci ve kibar olan beylerdir ki güzel samur kürklerle gezerler. Bir kısmı ilim ve irfan sahibi şahıslardır. Bunların özel elbiseleri vardır. Üçüncü kısım da tüccarlardır ki Azak, Kazak, Mebril, Abaza, Çerkezistan ve Kırım’a gidip ticaret yaparlar. Çuha ferace ve kontuş, dolama ve yelek giyerler. Dördüncüsü sanayicilerdir ki hepsi çuha ferace elbise giyerler. Beşincisi Karadeniz gemicileridirki elbiseleri kendilerine göre demir koparan, şalvar, çuha dolama giyerek bellerine astar sararak deniz üzerinde ticaret yaparak para kazanırlar. Altıncısı bağ bekçileri ve bahçıvanlardır. Bu şehirde Boztepe bağları otuz bin kadar bağ ve bahçeler vardır. Yedinci kısım da balık avcılarıdır. Çünkü Trabzonlular balığı pek severler. Yeryüzünde Trabzon’un kuyumcuları gibi usta kuyumcular yoktur. Bir çeşit buhurdan, gülapdan, kılıç, kama, aşçı bıçakları işlerler ki bunlar başka diyarlarda bulunmaz. “Gurguroğlu Bıçağı” adıyla anılan bıçaklar yaparlar; bunlar çok keskin ve kalitelidir. ³


 

Yukarıda da gördüğümüz gibi yazıldığı döneme göre sade ve anlaşılır bir dile sahip bir eserdir Seyahatname. Çok boyutlu bir eserdir aynı zamanda. Geçmiş, gelecek ve yaşanılan zamanı mükemmel bir üslupla dile getirmiştir. Sınırsız ifade gücüyle tüm zamanları, ve çeşitli konuları okuyucuda mükemmel bir şekilde betimleyecek tarzda yazmıştır. Okuru hiç sıkmayan hatta çoğu yerde kendisi ve başkaları hakkında alaycı tavrı eğlendirici niteliktedir.

Evliya çelebi aslında sadece bir gezgin, coğrafyacı, yazar değildir. Aynı zamanda dönemini, 17.yüzyıl Osmanlısını ve Osmanlı İmparatorluğu gibi bir devletin komşularını, komşularıyla olan ilişkilerini, birçok savaşı anlatan, betimleyen, eserinde bunları gün yüzüne çıkaran bir tarihçidir de.

Gittiği yerlerde ki halkların dillerini, kültürlerini, giyim tarzlarını, gelenek ve göreneklerini, yemek tarzlarını, fıkralarını ve daha birçok kültür ögelerini inceleyen eserinde yansıtan bir Halkbilimci olarak çıkar karşımıza.Eserinde uzun uzun bahsettiği Türk hamamları ve dünyanın diğer memleketlerindeki hamamları anlatması buna verebilecek en güzel örnektir.

Aynı zamanda iyi bir coğrafyacı olmasını, iyi bir haritacı olmasına da borçludur. Nil nehri boyunca gerçekleştirdiği gezisini hazırlamış olduğu bir harita ile taçlandırmıştır. Günümüzde de hala ayakta kalmış bu harita o dönemin koşullarına göre ileri düzeydedir.

Avrupa Konseyi, Evliya Çelebi’yi “21. Yüzyılda İnsanlığa Yön Veren En Önemli 20 Kişiden Biri” ilan etmiştir. Evliya Çelebi sergide  “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en önemli gezgin. 40 yıldan fazla bir zaman imparatorluğun uçsuz bucaksız topraklarında gezdi. Çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nda kültürel hayata dair önemli rehberlerden biri olarak kabul ediliyor.’’ Sözleriyle anılmıştır.

Ve daha birçok özelliğiyle tanınmış olan Evliya Çelebi, savaşçılığı, ressam ve müziğe olan yeteneği konusunda da kendinden söz ettirmiş biridir. Kaliteli bir Coğrafyacı’ ya yakışır bir şekilde eserler bırakmış ve tek bir özelliğiyle değil çok yönlülüğüyle tanınmıştır. Türk ve dünya coğrafyasına yapmış olduğu katkılar sayesinde milli bir gururumuz olmuştur. Bizim gibi yeni nesil, toy ancak büyük hedefleri olan Coğrafyacılar için bir deniz feneri niteliğindedir. Yapmış olduğu çalışmalar adına onu saygıyla anıyorum…

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇALAR:

 

GÜNEY AMERİKA’DAN BİRAZ BAHSEDECEK OLURSAK…

GÜNEY AMERİKA KITASI VE GENEL FİZİKİ ÖZELLİKLERİ

Güney amerika dünyanın dördüncü büyük kıtasıdır. Yeryüzündeki karaların yaklaşık % 13’ünü, dünya nüfusunun % 5.8’ini içerir.

Doğusunda Atlas Okyanusu, batısında Büyük Okyanus yer alır. Kuzeyinde Orta Amerika vardır. Güneydeyse Güney Amerika ile Antartika’nın arasında Drake Geçidi vardır.

Yaklaşık 200 milyon yıl önce Afrika ile birlikte parçası olduğu Gondwana ön kıtasından kıtaların hareketi sonucu ayrılmıştır. Ayrılmadan önce tek bir parça olan kıtalar zaman içinde birbirlerinden uzaklaşmışlardır. Ve günümüzdeki görünümlerine kavuşmuşlardır.Güney Amerika kıtasının kıtaların ayrılmasından önce Afrika kıtasıyla birleşik olduğunu, günümüzdeki kıta sınırlarından anlayabiliriz.

Güney Amerika 8 büyük jeomorfolojik bölgeye ayrılmaktadır. Bunların en önemlisi, And Dağlarıdır.  Güney Amerika’nın bütün batı kıyısı boyunca uzanırlar. And dağlarının yaşı 60 milyon yıl olarak tahmin edilmektedir. Andlar sismik ve volkanik etkinlikler gösteren bölgelerdir. Yeryüzünün en yüksek volkanları bu bölgede bulunur.

Andes_70.30345W_42.99203S fft99_mf2987340

Bunun dışında Güney Amerika da bulunan birçok önemli dağ bulunmaktadır. Bunlar: Arjantin, Bolivya, Ekvador, Kolombiya, Peru, Venezuela, Şili’deki dağlardır.Ayrıca Güney Amerika, “Büyük Okyanus Ateş Çemberi”nde yer aldığı için de bol miktarda yanardağ etkinliği ve sık sık depremle karşı karşıya kalır.Deprem konusunda büyük risk taşıyan, fay hatlarının bulunduğu bir alanı kapsar.Peru ve Şili kıtanın deprem konusunda en şiddetli olduğu bölgelerdir.

ates-cemberi

Güney amerika kıtası, tehlike arz eden bir çok levhalarla çevrilmiş durumdadır.

Güney Amerika levhası

Naska levhası

Pasifik levhası

Kokos levhası

Pasifik levhası gibi.

16-0

Güney Amerika iklim açısından büyük çeşitlilikler göstermesine karşın, Kuzey ABD ya da Kanada’da olduğu gibi kışların çok sert geçtiği bölgelere rastlanmaz.

Güney Amerika’nın büyük bölümü aşağı enlemlerde yer aldığından bu kuşakta gerçek kış mevsimi yaşanmaz. Pek çok bölgede tropikal iklim türleri egemendir. Ayrıca, bazı bölgelerde kuraklık, bazılarında belirgin ancak fazla sert olmayan kış mevsimleri, Andlar’ da bazı alanlarda da dağ iklimleri görülür.

 

Amazon havzası da bol yağış alır, bu yağmurların çoğu yerel buharların yağmura dönüşmesiyle oluşur. Buna karşılık Şili’de, Calama’dakiAtacama Çölü’nde şimdiye kadar yağış kaydedilmemiştir.

Kıtanın güney kısmında, hava kütlelerinin yer değiştirmesi ve sık sık düşük basınçlı hava akımlarının geçmesi hem yağışa, hem de havanın sık sık değişmesine yol açar.Güney Amerika’nın en uzun ırmağı Amazon’dur. Peru And’larından çıkan Amazon, akarak Atlas okyanusuna dökülür. Amazon dünyanın en uzun ırmağıdır. Başka hiçbir ırmak onun debisine yaklaşamaz: Amazon’un debisi, dünyanın en büyük diğer 10 ırmağının toplam debisinden fazladır.

nehir indir (2)

Güney Amerika’da önemli büyüklükte göl azdır. Kıtanın en büyük gölü olmamakla birlikte, Titicaca Gölü dünyada en büyük ulaşıma elverişli alana sahip göldür.

Lake_Titicaca_map

Doğal bitki örtüsü çoğu zaman “iklimin aynası” olarak değerlendirilir: Çünkü belirli iklimlerde genellikle belirli bitki türleri bulunur. Tropikal Güney Amerika’nın en yağışlı kesimi tropikal yağmur ormanları ya da «selva»larla kaplıdır.

Güney Brezilya ve Orta ve Güney Şili’de sertlik açısından farklı ağaçlardan oluşan orta enlem ormanları yaygındır. Bir bütün olarak Güney Amerika’da yumuşak tahta ciddi boyutlarda azdır, pek çok ülke bunu ithal etmek zorunda kalır.

ahmetdursun374_1337682310187

 

Güney Amerika’daki en geniş tarıma elverişli topraklara Brezilya sahiptir. Güney Amerika’da başka bu kadar geniş tarıma elverişli toprağı olan ülke yoktur; ama bu iki ülkenin de handikapları vardır. Brezilya’nın tropikal kesimlerindeki toprakların çoğu az verimlidir, Arjantin’dekilerin önemli bir bölümüyse kurak ya da yarı kuraktır. Bu koşullar elde edilen ürün miktarını düşürmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • KAYNAKÇALAR:

1)https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCney_Amerika

2)http://hakkindabilgial.com/cografya/amerika/12149-guney-amerika.html

3)http://www.nkfu.com/guneyamerikacografi-ve-jeolojik-ozellikleri/

4)http://www.turkcebilgi.com/amerika_k%C4%B1tas%C4%B1

5)http://www.nkfu.com/guneyamerika-iklimi-hakkinda-bilgi/

6)http://www.alasayvan.net/bilgi-arsivi/409026-guney-amerikanin-iklim-ve-bitki-ortusu.html

 

 

 

 

DOĞA HARİKASI SÜLÜKLÜ GÖL

Sülüklü göl, Bolu ilinin Mudurnu ilçesine bağlı Tavşansuyu köy sınırları içinde bulunmaktadır. Ve tektonik hareketler sonucunda oluşmuş bir heyelan set gölüdür.Heyelan set gölleri, heyelan sonucu…

Kaynak: DOĞA HARİKASI SÜLÜKLÜ GÖL

DOĞA HARİKASI SÜLÜKLÜ GÖL

Sülüklü göl, Bolu ilinin  Mudurnu ilçesine bağlı Tavşansuyu köy sınırları içinde bulunmaktadır. Ve tektonik hareketler sonucunda oluşmuş bir heyelan set gölüdür.Heyelan set gölleri,  heyelan sonucu bir akarsuyun önünün kapanmasıyla oluşan göllere denir.

3_1431676836kfu.jpg

Heyelanla yer değiştiren kütle doğal bir bent görevi görür. Setin gerisindeki çanakta sular birikerek göl oluşturur. Heyelan set göllerinin oluşmasında; jeomorfoloji, litoloji,  iklim gibi faktörler etkilidir.

Jeomorfolojik özelliğin parçalı ve engebeli olması önemlidir. Düz alanlarda heyelan oluşmaz, eğimli alanlarda oluşur. Bitki örtüsü heyelan açısından önemli bir faktördür. Kökleriyle araziyi sabitleyerek heyelanı engelleyen bitkiler bazen de ağırlığı ile heyelanı tetiklediği düşünülür. Heyelanı oluşturan faktörlerin çoğu Karadeniz bölgesinde bulunur. Bu nedenle Türkiye’de heyelan set göllerinin çoğu Karadeniz bölgesindedir.

750_ss001

Sülüklü göl uzmanların yaptığı tespite göre 1703 yılında ve günümüzden 300 yıl kadar önce gerçekleştiği tahmin edilen bir heyelan sonucu oluşmuştur. Bulunduğu bölgede meydana gelen heyelan sonucu hangisi olduğu net olarak bilinmeyen bir akarsuyun önünün kapanması sonucunda meydana gelmiştir. Gölün çevresini kuşatan tepenin yamaç kısmı henüz bile heyelan izlerini yansıtmaktadır. Gölün etrafında 12 adet göl bulunmaktadır. Fakat en bu göllerin en büyüğü Sülüklü göldür.

golgocme

Göl alanı 60 dönümlük bir alana sahiptir. göl 1200 rakımda bulunmaktadır.  bir çok endemik bitki türü ve yabani hayvana ev sahipliği yapan göl canlı yaşamı açısından önemli bir yere sahiptir. Gölde, sazan, alabalık, gümüş ve mercan balıkları avlanabilmektedir.

Sülüklü göl, bitki türleri ve hayvan çeşitliliği bakımından son derece güzel bir tabiata sahiptir. Bulunduğu bölgede Karadeniz ve Marmara iklimine özgü çeşitli bitki örtüsü bulunmaktadır. Bu gölün rakımı 1200 olduğundan dolayı yaylaya özgü bitki türlerinden bir kısmı da gölün çevresinde yetişmektedir. Ayrıca ters lale denilen bir lale çeşidinin de yaygın olarak yetiştiği bölgelerden biridir. f0d9bfc9cfa8309328b13988943f774b-1398037244.jpg

 

Yer aldığı bölgede kimilerinin yurdumuzdaki türü yok olma derecesine gelmiş çeşitli yaban hayvanları yaşamını sürdürmektedir. Sülüklü göl başta alabalık olmak üzere, Tavşan, ceylan, karaca, boz ayı, tilki, kurt, yaban kedisi, kırmızı benekli alabalık gibi hayvanlarıda barındırmaktadır. Sülüklü göl alabalık avı ve diğer yaban hayvanlarının avlanması yasak olan bir bölgedir. Bu sebeple avlanma sıkı denetim altında tutularak yasaklanmıştır.

resim6823

 

İsminin sülüklü göl olması duyanların gözünde büyük bir sülük deryası canlansa da gölün içerisinde sülükler yoktur. Sülüklerin bir kısmının yok olmasının ardından yöre halkı gölü değerlendirmek için alabalık yetiştirmeye karar vermiştir. Zaman içerisinde alabalıkların sülükleri yemesi ile göl tamamen sülüklerden temizlenmiştir. Günümüzde tamamen alabalık üretimi için değerlendirilen bir göl haline dönüşmüştür. Hatta yöre halkı kendi içlerinde bu göle Sarı Göl yada Sarıgölcük olarak denmektedir. İsmini oluşumu sırasında meydana gelen heyelan sonucu açığa çıkan sarı topraklı yardan almıştır. Sarıyar ve Sarıgöl birbirini tamamlayan iki doğa harikasıdır.

231_ss307

 

İsmi sülüklü göl olduğu için insanların aklında olumsuz bir düşünce oluşturmaktadır. Ancak balıkçılığın yaygınlaşmasıyla var olan sülükler yok olmuştur. Eski zamanlarda birçok hastalığın tedavisi için kullanılan sülükler ve sülüklü suyun yerine günümüzde balıkçılık için kullanılan bir göl kalmıştır. İnsanlığın elinin değdiği çoğu doğal ortam gibi bu muazzam mekanda nasibini almış olsa da güzelliğinden pek ödün vermiş gibi görünmüyor.

71539310

 

Göl her ne kadar muhteşem bir doğaya sahip olsa da Dip kısmı balçıklı olduğundan göle girmek çok tehlikeli ve yasaktır.  Gölün içerisinde taşlamış halde birçok ağaç bulunmaktadır. Bu ağaçlar sadece kendi yaşlarını değil gölün de yaşını öğrenmemize yardımcı olmaktadır. Yaklaşık 300 yıllık olan bu ağaçların gölün oluşumundan beri var oldukları tahmin edilmektedir.

Gölün içinde kurumuş halde yüzyıllarca kalmayı başaran bu ağaçlar günümüzde birçok insanın dikkatini çeken bir manzara görüntüsü vermektedir. Suların çekildiği ve su seviyesinin azaldığı dönemlerde ağaçlar kendilerini gösterirken, su seviyesinin arttığı dönemlerde gizlenmektedirler.  Göl içerisinde bulunan bu ağaçlar doğada ender rastlanan bir görüntü sergilediği için Sülüklü göl tabiat parkı ve koruma alanı ilan edilmiştir.

IMG_4534.JPG

 

Gölün rengi mevsimsel şartlara göre farklılık göstermektedir. Yani turkuaz veya yeşil renge bürünebilmektedir. Suyun hareketliliği rengine de etki etmektedir ve bu durum insanların dikkatini fazlasıyla çekmektedir.

Göl Su kaynağını Davlumbaz yaylası eteklerinden çıkan Hongurdak deresinden almaktadır. Gideri konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte Tavşansuyu deresine alt akıntısının olduğu tahmin edilmektedir.

Bölgede Sülüklü göl dışında 1-2 kilomerelik yürüyüş mesafelerinde 2 adet daha göl bulunmaktadır. Sülüklügöl’den sonra bölgedeki en büyük gölün ismi Kavaklıgöl’dür. Sülüklügöl’de alabalık, kızılkanat ve gümüş balıkları doğal ortamda yetişmektedir. Sülüklügöl’e ismini veren sülüklere ise kavaklı göl civarında rastlanmaktadır.

 

Sülüklü göl muhteşem bir doğaya ve görmeye değer bir manzaraya sahiptir. şehrin kalabalıklığından ve taş yığınlarından kurtulmak isteyenler için tam bir kaçamak yeri olarak görülmektedir. birçok sporun yapılmaya elverişli olduğu alan sit alanı olarak korunmaktadır.  eskilerde birçok hastalığın tedavisinde kullanılan göl suyu artık balıkçılık ve turizm faaliyetleri için kullanılmaktadır. Oluşum özellikleri açısından, jeomorfolojik özellikleri açısından, bulunduğu bölgede ender bir özelliğe sahip olması bakımından coğrafyacıların dikkatini çekmektedir ve  yakından görmeye değecek bir yer gibi görünüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇALAR:

ATLAS DERGİSİ-  TÜRKİYE GÖLLER ATLASI

https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCl%C3%BCk_G%C3%B6l%C3%B

http://www.suluklugol.com/

https://gezginlerkahvesi.wordpress.com/2012/02/17/suluklu-gol/

http://www.suluklugol.com/suluklugolunolusumu.html

http://www.kpssdershanesi.com/turkiyede-goller-ve-olusumlari.html

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=88492